Tarih: 15.03.2026 15:02
Mimariden tasavvufa: Mahperi Hatun’un Şeyh Turesan ile bıraktığı izler
Doç. Dr. Demet Kara, Mahperi Hatun'un 1240 yılında inşa ettirdiği Şeyh Turesan Zaviyesi'nin tasavvufi ritüellerle şekillenen mimari sırlarını gün yüzüne çıkardı.
Anadolu Selçuklu Devleti'nin önemli kadın figürlerinden biri olan Mahperi Huand Hatun, Selçuklu Dönemi'nden günümüze kalan tarihî miraslarıyla anılıyor. Mahperi Hatun'un geride bıraktığı pek çok eser arasında yer alan Şeyh Turesan Zaviyesi, tasavvuf eğitimlerinin verildiği, dervişlerin barındığı ve ibadet ettiği bir yapı olarak biliniyor. Bu kapsamda Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Türk-İslam Sanatı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Demet Kara, yüksek lisans tez çalışması olan "Mahperi Huand Hatun'un yaptırdığı yapılardan biri olan Şeyh Turesan Zaviyesi" hakkında bilinmeyenleri anlattı.
"Zaviye-i Şeyh Turesan Mahperi Hatun tarafından yaptırıldı"
Zaviye terimi, anlam olarak 14. ve 15. yüzyıla kadar şehir, kasaba ve köylerde ya da yollar üzerinde kurulmuş, içinde belli bir tarikata mensup şeyh ve dervişlerin yaşadığı, yol üzerinden gelip geçen yolcuların ücretsiz misafir edildiği belli bir müesseseyi ifade etmek için kullanılır. Bu yapıların zaviye olarak adlandırılmasının yanı sıra ribat, hânikâh, buk'a, savmaa, düveyre ve medrese gibi isimlerle de anıldığı görülüyor. Kayseri'nin İncesu ilçesi ile Ürgüp'ün Başköy kasabası arasında yer alan, Tekke Dağı olarak adlandırılan mevkide bulunan Şeyh Turesan Zaviyesi; 1240 inşa tarihiyle bu tarikat yapılarının ilk örnekleri arasında yer alıyor. Zaviye, inşa kitabesine göre I. Alâeddin Keykubad'ın eşi, II. Gıyaseddin Keyhüsrev'in annesi Mahperi Huand Hatun tarafından, II. Gıyaseddin Keyhüsrev'in saltanat döneminde yaptırılıyor.
Zaviyenin inşa kitabesinde Mahperi Hatun'un ismi geçmiyor. Ancak yapının vakıf kaydı Mahperi Huand Hatun ismini vermekle birlikte, yapının zaviye olduğunu da "Zaviye-i Şeyh Turesan" ifadesiyle doğruluyor. İnşa kitabesi ve vakıf kaydı birlikte değerlendirildiğinde; yapının zaviye olduğu, 1240 yılında II. Gıyaseddin Keyhüsrev'in saltanat yıllarında annesi Mahperi Hatun tarafından Şeyh Turesan adına yaptırıldığı anlaşılıyor.
"Zaviyenin mimari yapısı ritüeller için de kullanılmış"
Zaviyenin mimari planı ve kullanım amacı, döneminin diğer yapılarına göre bazı farklılıklar barındırıyor. Plan bakımından incelendiğinde, yapı içerisinde yer alan bazı mimari unsurların mekân kurgusunu geliştirmek ya da yapıyı sağlamlaştırmak amacıyla yapılmadığı görülüyor. Bu nedenle söz konusu mimari öğelere, inançla ilgili gerçekleştirilen ritüeller kapsamında ihtiyaç duyulduğu tahmin ediliyor. Bu unsurlardan ilki, sofada yer alan ana eyvanın zeminden yükseltilmiş bir sekisinin bulunması. Eyvanlı tarikat yapılarında eyvan bölümünde bir mihrap bulunmaması, eyvanların tasavvufi ritüeller esnasında seyirci mahfili olarak kullanılmasından kaynaklanıyor. Bu doğrultuda, zaviyenin ana eyvanında bulunan sekinin işlevi de bu şekilde açıklanabiliyor.
Diğeri ise orta sofanın örtüsünü destekleyen takviye kemerleri arasına yerleştirilmiş sembolik kubbe ve bu kubbenin altına denk gelecek biçimde yapılmış tonoza açılan merdiven kuruluşu. Merkezi kubbe-eyvan ilişkisine sahip Anadolu Selçuklu zaviyelerinde, merkezde yer alan kubbedeki açıklık aracılığıyla evrenle bağlantı kurulduğu ileri sürülüyor. Bu bağlamda Şeyh Turesan Zaviyesi'nin sembolik kubbesinde böyle bir açıklığın bulunmamasının oluşturduğu eksikliğin, hemen yakınında tonoza açılan ve çatıya çıkan bir açıklıkla giderilmeye çalışıldığı düşünülüyor. Alt kısımda yer alan merdivenin kuruluşu da bu yorumu destekliyor.
Tarikat zaviyelerinin sosyal görevlerinden birini de ülkede dolaşan "âyende ve revende"ye (gelip geçene) belirli bir süre karşılıksız barınma ve konaklama imkânı sağlanması oluşturuyor. Şeyh Turesan Zaviyesi'nde eyvana açılan bazı odaların yaşam mekânı olarak kullanıldığı biliniyor. Bu kapsamda, kuzey duvarı boyunca uzanan ve günümüzde mezarlık olarak anılan bölümün duvarlarında yer alan halkaların, konaklayan kişilerin hayvanlarını barındırmak amacıyla kullanıldığı anlaşılıyor.
Mahperi Hatun, özellikle Kayseri, Tokat ve Yozgat gibi şehirlerde vakıflar ve hayır kurumları kurdu. Zaviyeler ise Osmanlı döneminde tekke ve dergâhlara dönüşerek bu işlevlerini sürdürdü.
Orjinal Habere Git
— HABER SONU —